1. Haberler
  2. Sağlık Haberleri
  3. Uzman Klinik Psikolog Nermin Erdoğan’dan: Kaygıyı Yönetmenin Günlük Pratikleri

Uzman Klinik Psikolog Nermin Erdoğan’dan: Kaygıyı Yönetmenin Günlük Pratikleri

Uzman Klinik Psikolog Nermin Erdoğan'dan: Kaygıyı Yönetmenin Günlük Pratikleri
Uzman Klinik Psikolog Nermin Erdoğan'dan: Kaygıyı Yönetmenin Günlük Pratikleri
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

RUH SAĞLIĞI – Uzman Klinik Psikolog Nermin Erdoğan’dan: Kaygıyı Yönetmenin Günlük Pratikleri! Kaygıyı tamamen susturmaya çalışmak çoğu zaman onu daha görünür hâle getirir. Daha gerçekçi hedef, kaygı geldiğinde bedeninizi ve dikkatinizi yeniden düzenleyebilmek; korkuya rağmen yaşam alanınızı koruyabilmektir.

Uzman Klinik Psikolog Nermin Erdoğan — Nefa Psikoloji, Kadıköy

Kaygı, insanın tehlikeyi fark etmesini ve hazırlık yapmasını sağlayan doğal bir alarm sistemidir. Önemli bir görüşmeden önce gerilmek, çocuğunuzla ilgili belirsizlikte endişelenmek veya yeni bir karar verirken olumsuz ihtimalleri düşünmek tek başına bir bozukluk anlamına gelmez. Sorun, bu alarmın gerçek tehlikeyle orantısız biçimde uzun süre açık kalması; zihnin sürekli gelecek senaryoları üretmesi ve kişinin hayatını bu senaryolara göre daraltmaya başlamasıdır. Nefa Psikoloji’nin hizmet alanları arasında bireysel terapiler de yer alır.

Günlük pratiklerin amacı ‘Bir daha kaygılanmayacağım’ noktasına ulaşmak değildir. Böyle bir hedef hem gerçekçi değildir hem de her kaygı belirtisini başarısızlık gibi görmenize yol açabilir. Daha işlevsel hedef şudur: Kaygının yükseldiğini daha erken fark etmek, otomatik tepkiler arasına küçük bir seçim alanı koymak ve önemli olan davranışı kaygı varken de sürdürebilmek. Düzenli uygulandığında birkaç dakikalık çalışmalar, kriz anında kullanılacak ezber tekniklerden daha etkili bir zemin oluşturabilir.

Aşağıdaki uygulamalar hafif ve orta düzey günlük kaygıyı düzenlemeye yardımcı olabilir. Ancak şiddetli belirtilerde, tekrarlayan panik ataklarda veya belirgin işlev kaybında profesyonel değerlendirmenin yerini tutmaz. Bir pratiğin herkeste aynı etkiyi göstermemesi de normaldir. Önemli olan bütün yöntemleri aynı gün yapmak değil, sizin sinir sisteminiz ve yaşam düzeniniz için uygulanabilir olan birkaçını sürdürülebilir hâle getirmektir.

Önce kaygının sizdeki dilini tanıyın

Nefa Psikoloji’den Nermin Erdoğan’ın anlatımıyla kaygı çoğu zaman düşünceden önce bedende belirir. Çenenin sıkılması, omuzların yükselmesi, göğüste baskı, karında hareketlenme, nefesin hızlanması veya sürekli bir şey kontrol etme isteği ilk işaretler olabilir. Fakat kişi yalnızca ‘Neden böyle düşünüyorum?’ sorusuna odaklandığında bu erken sinyalleri kaçırır. Günde iki veya üç kez bir dakikalık kısa kontrol yapmak, kaygı çok yükselmeden müdahale edebilmenizi kolaylaştırır.

Kendinize o anda üç basit soru sorabilirsiniz: Bedenimde en fazla gerginlik nerede, zihnim şu an hangi ihtimali çözmeye çalışıyor ve kaygı beni hangi davranışa itiyor? Örneğin ‘Göğsüm sıkışıyor, yanlış anlaşılacağımı düşünüyorum ve mesajı tekrar tekrar kontrol ediyorum’ demek, belirsiz bir huzursuzluğu anlaşılır parçalara ayırır. Bu gözlem kaygıyı hemen azaltmasa bile otomatik davranışın hızını düşürür.

Nefesi derinleştirmek yerine yavaşlatın

Kaygı anında ‘Derin nefes al’ önerisi her zaman işe yaramaz. Zorlayarak peş peşe büyük nefesler almak bazı kişilerde baş dönmesini ve bedensel belirtilere odaklanmayı artırabilir. Amaç akciğerleri olabildiğince doldurmak değil, nefesin hızını yumuşakça düşürmektir. Burnunuzdan rahat bir nefes alın, verirken süreyi biraz uzatın; omuzlarınızı kaldırmadan ve nefesi tutmadan birkaç dakika aynı ritmi sürdürün.

Bu çalışmayı yalnızca çok kaygılı olduğunuz anlarda değil, daha sakin zamanlarda da yapmak önemlidir. Günde bir ya da iki kez üç dakika pratik etmek, yöntemin kriz anında yabancı gelmesini engeller. Nefese odaklanmak sizi daha huzursuz ediyor, başınızı döndürüyor veya panik hissini artırıyorsa zorlamayın; ayak tabanlarınızın zemine temasına, odadaki seslere ya da dışarıdaki bir nesnenin ayrıntılarına yönelmek daha uygun olabilir.

Dikkati şimdiye geri getirin

Kaygının temel özelliklerinden biri dikkati henüz gerçekleşmemiş bir geleceğe taşımasıdır. Zeminleme çalışmaları, ‘Kötü bir şey olmayacak’ diye kendinizi ikna etmeye değil, şu anda bulunduğunuz yerle yeniden temas kurmaya yarar. Oturduğunuz yüzeyin ağırlığınızı nasıl taşıdığını fark edin, çevrenizde gördüğünüz üç rengi bulun, iki farklı sesi ayırt edin ve ellerinizin temas ettiği yüzeyi tarif edin. Ayrıntı vermek, dikkatin tehdit senaryosundan duyusal bilgiye geçmesini kolaylaştırır.

Bu sırada kaygının tamamen geçmesini beklemeyin. ‘Hâlâ kaygılıyım, demek ki işe yaramadı’ düşüncesi uygulamayı yeni bir performans sınavına çevirebilir. Başarı ölçüsü duygunun sıfırlanması değil, birkaç dakika içinde bulunduğunuz ana daha fazla temas edebilmenizdir. Kaygı yüzde on bile azalsa veya aynı düzeydeyken dikkatinizi yeniden yaptığınız işe verebilseniz çalışma amacına yaklaşmış olur.

Düşünceyi gerçek değil, zihnin önerisi olarak görün

Kaygılı zihin ihtimalleri kesinlik diliyle anlatır: ‘Kesin kötü geçecek’, ‘Bunu kaldıramam’, ‘Bir şey gözümden kaçıyor.’ Bu cümlelerle tartışmak bazen kısa süreli rahatlatır; ancak zihin hemen yeni bir kanıt aramaya başlayabilir. Bunun yerine cümlenin önüne ‘Şu anda zihnim bana… diyor’ ifadesini ekleyin. ‘Şu anda zihnim bana hata yaparsam her şeyin bozulacağını söylüyor’ demek, düşünceyi reddetmeden onunla aranıza küçük bir mesafe koyar.

Ardından şu ayrımı yapın: Ortada çözebileceğim güncel bir sorun mu var, yoksa zihnim belirsiz bir geleceği garanti altına almaya mı çalışıyor? Güncel bir sorun varsa tek bir somut adım belirleyin. Çözülemeyen bir ihtimalse aynı cevabı bulmak için tekrar tekrar düşünmenin size ne kazandırdığına bakın. Kaygıyı yönetmek, her düşünceye kesin yanıt bulmak değil; bazı soruları yanıtsız bırakabilme kapasitesini geliştirmektir.

Güvence arama döngüsünü fark edin

Kaygı yalnızca zihinde düşünmekle sürmez; rahatlamak için yaptığımız bazı davranışlarla da beslenebilir. Yakınınıza aynı soruyu farklı biçimlerde sormak, internette saatlerce belirti araştırmak, gönderdiğiniz mesajı tekrar tekrar okumak veya bedeninizi sık sık kontrol etmek kısa süreli güven verir. Fakat rahatlama geçince zihin yeni bir şüphe üretir ve kişi bir kez daha güvenceye ihtiyaç duyar. Böylece sorun çözüldüğü hâlde alarm sistemi kapanmaz.

Bu davranışı bir anda tamamen bırakmak yerine önce geciktirmeyi deneyin. Kontrol etme isteği geldiğinde on dakika bekleyin, kaygının düzeyini gözlemleyin ve gerçekten yeni bir bilgiye ihtiyacınız olup olmadığını sorun. Gerekli kontrolü bir kez yaptıktan sonra yeniden bakmamayı küçük bir belirsizlik egzersizi olarak görebilirsiniz. Elbette hekim tarafından takip edilmesi gereken bir belirtiyi görmezden gelmek amaç değildir; sağlık konusunda önceden belirlenmiş tıbbi plana uymak ile kaygı nedeniyle sınırsız kontrol yapmak birbirinden ayrılmalıdır.

Endişeye günün tamamını değil, belirli bir zamanı ayırın

Nermin Erdoğan’a göre endişe gün boyunca arka planda çalışıyorsa on ila on beş dakikalık bir ‘kaygı zamanı’ belirlemek yararlı olabilir. Aklınıza gelen endişeyi kısa bir cümleyle not edin ve kendinize ‘Bunu belirlediğim saatte ele alacağım’ deyin. Amaç düşünceyi zorla bastırmak değil, ne zaman ilgileneceğinize sizin karar vermenizdir. Bu zamanı mümkünse her gün benzer saatte ve uykuya çok yakın olmayacak biçimde planlayın.

Belirlediğiniz saatte notlarınıza dönün. Müdahale edebileceğiniz konular için küçük ve tarihli bir adım yazın; kontrolünüz dışındaki ihtimaller içinse daha fazla düşünmenin sonucu değiştirip değiştirmediğini değerlendirin. Gün içinde aynı düşünce yeniden geldiğinde uzun analiz yapmak yerine onu not edip yaptığınız işe dönün. İlk günlerde zihin buna uymayabilir. Burada amaç kusursuz kontrol değil, endişeyle geçirilen süreyi yavaş yavaş sınırlamaktır.

Kaçınmayı küçük ve güvenli adımlarla azaltın

Kaygı yükseldiğinde bir ortamdan çıkmak, konuşmayı ertelemek, sürekli güvence istemek veya defalarca kontrol etmek anlık rahatlama sağlar. Fakat bu rahatlama zihne ‘Ancak kaçındığım için güvendeyim’ mesajını verebilir. Bu nedenle uzun vadeli değişim çoğu zaman kaygıyı azaltmaya çalışmaktan çok, kaçınmayı azaltmayı gerektirir. Ertelediğiniz davranışın en zor hâliyle değil, yönetilebilir bir basamağıyla başlayın.

Örneğin tek başına uzun bir yolculuk çok zor geliyorsa önce kısa bir güzergâhta kalmak; toplantıda konuşmaktan kaçınıyorsanız önceden hazırladığınız tek bir cümleyi paylaşmak mümkün olabilir. Adımı attığınızda hemen rahatlamasanız da bir süre ortamda kalın ve kaygının kendi seyri içinde değişmesini gözlemleyin. Travmatik anılar, ağır panik belirtileri veya yoğun sağlık kaygısı söz konusuysa maruz kalma çalışmalarını tek başınıza zorlamak yerine uzman eşliğinde planlamak daha güvenlidir.

Bedenin temel ritmini ihmal etmeyin

Kaygı yalnızca düşüncelerle düzenlenmez. Düzensiz uyku, uzun süre aç kalmak, aşırı kafein, hareketsizlik ve gün boyu ekrana maruz kalmak bedensel uyarılmışlığı artırabilir. Herkes için kusursuz bir program gerekmez; benzer saatlerde uyanmak, düzenli öğünlere yaklaşmak, gün içinde yürümek ve akşam saatlerinde uyarıcıları azaltmak daha gerçekçi bir başlangıçtır. Özellikle çarpıntı ve titremeye duyarlı kişiler, kahve ve enerji içeceklerinin belirtilerle ilişkisini gözlemleyebilir.

Hareketi yalnızca yoğun egzersiz olarak düşünmeyin. On beş dakikalık tempolu yürüyüş, merdiven kullanmak, açık havada kısa bir tur veya evde esneme de bedensel gerginliğin boşalmasına katkı sağlayabilir. Burada amaç yeni bir başarı hedefi koymak değil, bedene düzenli hareket fırsatı vermektir. Bir gün rutinin bozulması bütün süreci geçersiz kılmaz; ertesi gün küçük uygulamaya dönmek, katı bir programı sürdürmeye çalışmaktan daha değerlidir.

Kendinize ait küçük bir başvuru planı oluşturun

Nermin Erdoğan, zorlanma anı için önceden hazırlık yapmaya da yer veriyor. Kaygı yükseldiğinde neyin işe yaradığını hatırlamak zorlaşabilir. Telefonunuzda kısa bir not tutabilirsiniz: bende kaygının ilk işaretleri neler, hangi iki uygulama bana daha uygun, kiminle konuşabilirim ve hangi durumda profesyonel destek aramalıyım? Bu notu sakin bir zamanda hazırlamak, zorlandığınız anda onlarca öneri arasından seçim yapma yükünü azaltır. Yakın birine yalnızca ‘Çözüm söylemene değil, birkaç dakika beni dinlemene ihtiyacım var’ demek de desteği daha kullanılabilir hâle getirir.

Kaygı, stres ve günlük ruh sağlığı konularında farklı uzman görüşlerini okumak isteyenler Nefa Psikoloji makaleleri sayfasındaki içerikleri inceleyebilir. Okuduğunuz her öneriyi aynı anda uygulamak yerine, yaşamınıza uyan bir pratiği bir hafta denemek ve etkisini gözlemlemek daha sağlıklıdır. Kaygı yönetimi çoğu zaman büyük bir değişimden değil, tekrar edilebilen küçük düzenlemelerden güç alır.

Ne zaman günlük pratiklerin ötesine geçmek gerekir?

Kaygı haftalar boyunca günün büyük kısmını kaplıyor, uyku ve iştahı belirgin biçimde bozuyor, işe veya okula gitmeyi, araç kullanmayı, yalnız kalmayı ya da sosyal ilişkilere katılmayı engelliyorsa profesyonel değerlendirme önemlidir. Tekrarlayan panik ataklar, giderek artan kaçınma, sürekli sağlık kontrolü ihtiyacı veya kaygıyı bastırmak için alkol ve ilaç kullanımının artması da desteği ertelememek için işaret sayılabilir. Psikoterapi, belirtilerin sürmesini sağlayan düşünce ve davranış döngülerini kişiye özgü biçimde ele alır; gerektiğinde psikiyatri değerlendirmesiyle birlikte yürütülebilir.

İlk kez ortaya çıkan şiddetli göğüs ağrısı, bayılma, belirgin nefes darlığı veya alışılmadık nörolojik belirtiler yalnızca kaygıya bağlanmamalı; tıbbi değerlendirme alınmalıdır. Kişinin kendisine zarar verme düşüncesi veya planı varsa, güvenliğini koruyamayacağını hissediyorsa rutin randevuyu beklemek yerine 112 Acil ya da en yakın hastanenin acil servisi üzerinden hızlı destek gerekir.

Kaygıyı yönetmek, bedenin verdiği her alarmı susturmak değil; alarmın ne zaman gerçek bir tehlikeye, ne zaman öğrenilmiş bir korkuya işaret ettiğini daha iyi ayırt edebilmektir. Düzenli pratikler bu ayrımı güçlendirir. Bazı günler kaygı azalır, bazı günler aynı kalır; yine de kişi kaçınmak yerine hayatına dönmeyi seçebiliyorsa önemli bir değişim başlamış demektir.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; kişisel değerlendirme, tanı veya tedavi önerisinin yerini tutmaz.

Uzman Klinik Psikolog Nermin Erdoğan’dan: Kaygıyı Yönetmenin Günlük Pratikleri
Yorum Yap

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.