Bir tedavinin beklenen sonucu vermemesi veya hastanın müdahale sonrasında zarar görmesi, tek başına tıbbi uygulama hatası bulunduğunu göstermez. Tıbbın doğası gereği bazı olumsuz sonuçlar, hekim gerekli özeni göstermiş olsa bile ortaya çıkabilir. Hukuki değerlendirmede asıl mesele, yaşanan sonucun kaçınılmaz bir komplikasyon mu yoksa önlenebilir bir mesleki hata mı olduğunun belirlenmesidir.
Komplikasyon, tıbbi müdahalenin yöntemine uygun biçimde yapılmasına rağmen ortaya çıkabilen istenmeyen sonuçtur. Malpraktis ise hekimin veya sağlık kuruluşunun kabul edilen tıbbi standarttan sapması, gerekli dikkat ve özeni göstermemesi ya da yapılması gereken bir işlemi ihmal etmesi nedeniyle doğan zararı ifade eder. İki kavram arasındaki sınır, çoğu olayda yalnızca sonuç üzerinden çizilemez.
Sonucun ortaya çıkması tek başına hata anlamına gelmez
Her ameliyat ve tedavi belirli riskler taşır. Enfeksiyon, kanama, alerjik reaksiyon veya iyileşmenin beklenenden uzun sürmesi bazı müdahalelerin bilinen riskleri arasında bulunabilir. Hekimin hastayı uygun biçimde değerlendirmesi, doğru yöntemi seçmesi, müdahaleyi tıbbi kurallara göre yapması ve sonrasında gerekli takibi sağlaması halinde bu risklerin gerçekleşmesi komplikasyon olarak kabul edilebilir.
Buna karşılık riskin önceden öngörülebilir olmasına rağmen gerekli önlemlerin alınmaması, müdahalenin yetkin olmayan kişilerce gerçekleştirilmesi, yanlış dozda ilaç uygulanması veya hastanın durumundaki kötüleşmeye zamanında müdahale edilmemesi malpraktis iddiasını gündeme getirebilir. Bir riskin tıp literatüründe komplikasyon olarak anılması, her olayda otomatik biçimde sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Aydınlatma ve takip yükümlülüğü de değerlendirilir
Hekimin görevi yalnızca işlemi teknik olarak doğru yapmakla sınırlı değildir. Hasta, müdahalenin önemli riskleri konusunda bilgilendirilmeli ve geçerli onamı alınmalıdır. Bilinen bir komplikasyon ortaya çıktığında da zamanında tanı konulması ve uygun tedavinin başlatılması gerekir. Başlangıçta kaçınılmaz olan bir komplikasyon, geç fark edilmesi veya yanlış yönetilmesi nedeniyle daha ağır bir zarara dönüşebilir.
Bu nedenle değerlendirme yapılırken müdahale öncesi tetkikler, hastanın mevcut hastalıkları, kullanılan yöntem, operasyon kayıtları ve müdahale sonrası takip birlikte ele alınır. Hastanın talimatlara uyup uymadığı ve zararın başka bir sağlık sorunuyla bağlantısı da nedensellik bakımından önem taşıyabilir.
Tıbbi kayıtlar ve uzman incelemesi belirleyicidir
Bir olayın komplikasyon veya malpraktis olarak nitelendirilmesi çoğu zaman hasta dosyası incelenmeden mümkün değildir. Epikriz, ameliyat notları, laboratuvar sonuçları, görüntüleme kayıtları, reçeteler ve kontrol muayenelerine ilişkin belgeler olayın nasıl geliştiğini gösterir. Gerektiğinde ilgili uzmanlık alanından alınan bilirkişi görüşü, uygulamanın tıbbi standarda uygun olup olmadığının belirlenmesinde kullanılır.
Tıbbi standart somut olaya göre belirlenir
Hekimden beklenen özen, hastanın durumu ve müdahalenin yapıldığı koşullara göre değerlendirilir. Aynı belirti, farklı yaş gruplarında veya ek hastalıkları bulunan kişilerde başka incelemeleri gerektirebilir. Acil serviste saniyeler içinde verilen bir karar ile haftalar öncesinden planlanan ameliyatın hazırlık süreci aynı ölçütlerle ele alınmaz. Bununla birlikte acil koşullar dahi temel kayıtların tutulması ve hastanın durumuna uygun müdahalenin seçilmesi gereğini ortadan kaldırmaz.
Tıbbi standardın belirlenmesinde müdahale tarihindeki kabul edilmiş bilgi ve yöntemler dikkate alınır. Sonradan gelişen bir teknik veya yayımlanan yeni bir çalışma geçmişteki uygulamayı kendiliğinden hatalı hale getirmez. Değerlendirme, hekimin olay anında sahip olduğu bilgilerle makul olarak ne yapması gerektiğine yönelir. Hastanın şikâyetlerinin dinlenmesi, gerekli tetkiklerin istenmesi ve sonuçların zamanında yorumlanması bu incelemenin parçalarıdır.
Komplikasyonun yönetimi neden önemlidir
Bir komplikasyon başlangıçta kaçınılmaz olsa bile sağlık ekibinin sonraki davranışı sorumluluk bakımından önem taşıyabilir. Kanama, enfeksiyon veya başka bir risk ortaya çıktığında belirtilerin zamanında fark edilmesi, uygun branştan görüş alınması ve gereken müdahalenin geciktirilmemesi beklenir. Riskin gerçekleşmiş olması kadar, bu riske nasıl karşılık verildiği de değerlendirilir. Uygun takip sayesinde sınırlı kalabilecek bir sorun geç müdahale nedeniyle ağırlaşabilir.
Taburculuk sonrasında hastaya hangi belirtilerde yeniden başvurması gerektiğinin açıklanması da takip sürecinin bir parçasıdır. Kontrol tarihi, ilaçların kullanımı, yara bakımı ve günlük yaşama ilişkin sınırlamalar anlaşılır biçimde belirtilmelidir. Hastanın ciddi bir belirtiyle yeniden başvurmasına rağmen gerekli incelemenin yapılmaması, ilk müdahale doğru olsa bile ayrı bir değerlendirmeye neden olabilir. Bu nedenle ameliyat öncesi hazırlık ile ameliyat sonrası takip birbirinden kopuk görülmemelidir.
Sağlık kuruluşunun organizasyon sorumluluğu
Tıbbi hizmet çoğu zaman yalnızca tek bir hekimin çalışmasından oluşmaz. Hemşireler, laboratuvar, görüntüleme birimleri, ameliyathane ekibi ve hastane yönetimi aynı sürecin parçalarıdır. Yanlış hastaya ait sonucun dosyaya eklenmesi, kritik bir laboratuvar değerinin hekime zamanında bildirilmemesi veya gerekli cihazın çalışır halde bulundurulmaması organizasyon eksikliği olarak incelenebilir. Böyle bir olayda bireysel tıbbi karar ile kurumun işleyişi ayrı ayrı ele alınır.
Hasta kayıtlarının düzenli tutulması da sağlık kuruluşunun sorumluluk alanındadır. Saat bilgisi bulunmayan notlar, sonradan değiştirilmiş izlenimi veren kayıtlar veya farklı birimlerin birbirini doğrulamayan açıklamaları olayın yeniden kurulmasını güçleştirir. Düzenli kayıt hem hastanın sonraki tedavisi hem de sağlık çalışanlarının uygulamalarını açıklayabilmesi bakımından önemlidir. Belgenin bulunmaması, tıbbi işlemin mutlaka hatalı olduğu anlamına gelmese de ispat ve değerlendirme sürecini etkileyebilir.
Hastanın davranışları ve nedensellik
Hastanın verdiği sağlık öyküsü, kullandığı ilaçlar ve bilinen alerjiler tedavi kararını doğrudan etkiler. Önemli bir bilginin saklanması veya hekimin önerdiği kontrole gidilmemesi, zararın oluşumunda hastanın davranışının da değerlendirilmesine yol açabilir. Ancak bu durum sağlık çalışanının uygun soruları sorma, açık talimat verme ve gerekli kayıtları tutma görevini kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Her iki tarafın davranışları olayın gerçek gelişimi içinde incelenir.
Zarar ile tıbbi uygulama arasında nedensellik kurulamadığında yalnızca bir eksikliğin bulunması tazminat sonucuna ulaşmak için yeterli olmayabilir. Hastanın mevcut hastalığı, daha önce geçirdiği tedaviler veya bağımsız bir sağlık sorunu aynı sonuca yol açmış olabilir. Bu nedenle bilirkişi incelemesinde hangi davranışın hangi zarara neden olduğu somutlaştırılmaya çalışılır. Komplikasyon ve malpraktis ayrımı, kusur kadar bu neden bağlantısının da araştırılmasını gerektirir.
Bilirkişi incelemesinde hangi sorular sorulur?
Bilirkişi değerlendirmesinin yalnızca sonuç cümlesinden ibaret olmaması gerekir. Hastaya konulan tanının mevcut bulgularla uyumlu olup olmadığı, gerekli tetkiklerin zamanında yapılıp yapılmadığı, seçilen tedavinin müdahale tarihindeki tıbbi bilgiye uygunluğu ve komplikasyon geliştikten sonra gereken adımların atılıp atılmadığı ayrı ayrı incelenmelidir. Raporda kullanılan tıbbi dayanakların ve olayla bağlantısının açıklanması, hukuki değerlendirmenin denetlenebilmesini sağlar.
Tarafların sunduğu belgeler eksikse veya rapor kayıtlarla çelişiyorsa ek inceleme gerekebilir. Aynı sonuca farklı gerekçelerle ulaşılması, hangi davranışın zarara yol açtığını belirsiz bırakabilir. Bu nedenle hasta dosyasındaki zaman çizelgesi ile bilirkişi raporundaki kabul ve sonuçların karşılaştırılması önemlidir. Komplikasyon savunmasının geçerli olup olmadığı, riskin bilinen bir sonuç olmasının yanında önlenmesi ve yönetilmesi için gerekenlerin yapılıp yapılmadığına bağlıdır. İnceleme, yalnızca tıbbi terimin adına değil olayın gerçek gelişimine dayanmalıdır.
Bu ayrımın hukuki sonuçlarını inceleyen komplikasyon ve malpraktis değerlendirmesi, olayın yalnızca olumsuz sonucuna değil, tıbbi sürecin bütününe bakılması gerektiğini açıklamaktadır. Üçüncü Hukuk Bürosu Ankara’da yerleşik olmakla birlikte Türkiye genelindeki hukuki süreçlere destek sunduğunu ve sağlık hukuku alanındaki güncel konuları yayınlarında ele aldığını belirtmektedir. Her olayın hasta, müdahale ve kayıtlar bakımından kendine özgü olduğu unutulmamalıdır.


